Haberiniz olsun, maskeler düştü
Türkiye bölücü terör ve arkasındaki aktörlerle boğuşurken çok önemli bir gelişme gündeme bile gitmeden unutulup gitmek üzere.
Türkiye için bölücü terör kadar önemli başka bir konu, Türk tarihinde, Ermenilere karşı bir soykırım yapıldığı iftirası ve bu iftiranın kabulü için Türkiye’ye uluslararası kamuoyunda yapılan baskıdır.
Türkiye’ye
saldıranların bu konuda ortaya koyabildikleri önemli bir tarihi belge
yok. Bu konuda Türkiye’ye karşı geliştirilmeye çalışılan argümanların
hemen hepsi ‘sloganımsı kabullerden’ oluşuyor.
Maalesef
biz başka pek çok konuda geliştiremediğimiz reaksiyonu, Ermeni
yalanları hususunda da gösteremediğimiz için dünya kamuoyu ‘yavaş
yavaş’ bu yalanı kabullenmekte ve mukadder bir mağlubiyete doğru adım
adım ilerlemekteyiz.
Tabiki, tarafgir davranış gösteren yabancı düşünür ve tarihçilerin yanı sıra ‘bilim namusuna’
sahip bazı aydınlar, konu üzerinde tarafsız kalabilmekte, soykırım
iftiralarına (kendilerine karşı gösterilen tehdit dahil her türlü
tepkiye rağmen) karşı durmaktadırlar.
Bu aydınlara verilebilecek en önemli örnek, Kentucky Louisville'deki University of Louisville'de tarih profesörü olan Dr. Justin A. McCarthy’dir.
McCarthy:
‘Evet,
Türkler Ermenileri öldürmüştü, bu doğru ama Ermeniler de bir çok Türk’ü
öldürmüştü. Bu bir katliam, etnik bir temizleme değildi, savaş
koşullarında yaşanmış bir şeydi. Hükümetlerin yanı sıra halklar da savaşmıştı ve bu savaşta yüz binlerce insan ölmüştü’ diyor...
Bugüne kadar, Ermenilerin katliam yapıldığı tezlerini savunmak için ortaya koydukları tek belge, dönemin Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın ‘katliam-soykırım’ emrini verdiğine kanıt olarak sunulan meşhur telgraflardır.
Soykırımın dayanağı telgraflar sahteymiş
Mayıs ayı içerisinde, Ermeni tezlerini toptan çürüten bir gelişme yaşandı ve o döneme ait önemli araştırmalara imza atan Rus askeri tarihçi Boris Mihayloviç, hem
Ermenilerin I. Dünya Savaşında Rus askerileri ile birlikte Türklere
karşı katliam yaptıklarını hem de Talat Paşa’ya ait olduğu öne sürülen
‘katliam emri veren telgrafların’ kurgu olduğunu ortaya çıkardı.
Sahte telgraf konusuna girmeden önce gelin Mihayloviç soykırım yalanı konusunda ne söylüyor dinleyelim:
‘Osmanlılar tarafından alınan
önlemlerin çok acımasız ve korkunç olduklarını inkar edemem. Ancak
Osmanlı Devleti’nin bu konuda yaptığı açıklamaya göre, Ermeniler
özellikle Taşnaklar, Türk ordusuna karşı beşinci kol faaliyeti
yürütmüşler, Rus askeri üniformaları giyerek bölgedeki (Erzurum, Kars,
Sarıkamış, Iğdır) Türk köylülerini acımadan katletmişlerdir. Osmanlının ‘göç’ politikası ülke güvenliğinin sağlanması ve kendi vatandaşlarını korumak amacıyla yürütülmüştür’.
Mihayloviç’e göre, soykırım iddiasını bir Osmanlı politikasına bağlamaya çalışanların, bir de bu yönde alınmış bir karar bulmaları gerekmektedir. Bugüne kadar pek çok tarihi çalışmayı (hatta belki Halil Berktay, Taner Akçam, Baskın Oran gibi kendi aydınlarımızı) yanıltıp, yanlış yönlendiren hayali Talat Paşa telgrafları bu amaca hizmet etmektedir.
Şimdi Mihayloviç’i dinleyelim bakalım, Ermeniler bu konuda nasıl bir strateji geliştirmişler...
‘Talat
Paşa’nın katliam emrini verdiği iddia edilen telgraflar denildiği gibi
General Allenby komutasındaki kuvvetlerce Halep’te ele geçirilmemiştir.
Bu telgrafların Naim Bey adlı bir Osmanlı memurunda bulunduğu ve
İngiliz işgalinin öngörülememesinden dolayı Osmanlılarca yok edilemediği
iddiaları da yalandır. Gerçekte, sahte telgraflar İngiliz tarafından
hazırlanmış ve dünya kamuoyuna Parisli Ermenilerin elinden sunulmuştur’.
Sahte telgraflardan sonra ne olur?
Kıyamet bundan sonra kopar... Sonuçta en önemli kanıt ele geçirilmiştir. Talat
Paşa’nın telgrafları, Osmanlının taammüden bir soykırım
gerçekleştirdiğinin kanıtı olur ve dünya bu masalla yaklaşık 90 yıl
kandırılır.
Telgrafların
gerçek olup olmadığı konusunda tartışma 1920 yılından bu yana
sürmekteydi. Ermeni politikacılarının ve lobicilerinin iftiralarının
tek dayanağını teşkil eden telgraflar genelde (Ermeni destekçileri
tarafından) ‘kati doğru’ olarak kabul görmekteydi.
Bu
teze karşılık Türk araştırmacılar daha çok telgrafların içerdiği
Osmanlıca hatalarını ve orijinallerine hiçbir zaman ulaşamadığımız
İngiltere Dış İşleri Bakanlığı arşivlerini karşı delil olarak
göstermekteydi.
Mihayloviç’e göre bu telgrafları kaleme alan, hazırlayan şahıs bilinenin (ve Türk tarihçilerin iddiasının) aksine Ermeni Aram Andonian değildir.
Tarihçi Mihayloviç, Ermeni tarihçilerin (ve Türk tarihçilerin) aksine
hikaye yazmaz belgelerle konuşur. Bu önemli iddiasının arkasındaki
‘belgeler’ ise, Andonian’ın, dönemin İngiliz Dış İşleri Bakanlığına
yazdığı ‘jurnallerdir’.
Mihayloviç, bu itiraf jurnallerinin bugün İngiliz Dış İşleri arşivlerinde (British Public Recording Office, London, Arc.No. 371/4240/E163748)
korunduğunu belirtiyor. Andonian’ın İngiltere Dış İşleri ile
yazışmaları, kumpasın gerçek adresine işaret etmektedir. Sahte belgeler
İngiltere’nin ürünüdür ve Andonian mektuplarında, telgraf metinlerinin
nasıl ve hangi amaçla, kimler tarafından hazırlandığını açığa çıkaracak
şekilde İngiliz Dış İşlerine bu önemli dayanak için teşekkür etmektedir
(Sahte telgrafları hazırlayanın Andonian olduğuna dair eski iddialar ve bu konudaki karşı Türk görüşü için bakınız http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/yanitlar/yanit7.html).
Sonuçta
Mihayloviç sahteciliğin Andonian tarafından değil, İngiliz Dış İşleri
tarafından yapıldığını ortaya çıkarmış, bu sahteciliğin katliamda
Osmanlı ‘devlet kararının ispatı’ için yapıldığını gözler önüne sermiştir.
Mihayloviç’e
göre sahte belgeleri kullanan Ermeni tarihçilerde, bu sahte belgelerin
arkasında Paris Ermeni cemaatlerini gören Türk tarihçilerde
yanılmaktadır.
(Yazının
bundan sonraki bölümü ‘telgraf’ oyunu ile ilgili bugüne kadar yaşanan
süreci özetliyor. İlk bölümde aradığınızı bulduğunuzu düşünüyorsanız,
ikinci bölümü okumayabilirsiniz).
Telgrafların tarihi
Aram, bu telgrafların örneklerini 1920’de Paris’te yayınlamıştır. Ayrıca bu sahte belgeler, Talat Paşa’yı Berlin'de şehit eden Tehlirian’ı yargılayan Alman mahkemesine sunulmuş. Mahkeme bu telgraf metinlerinden beşini gerçek kabul etmiş ve bu iddia böylece görünüşte hukuki bir statü kazanmıştır (http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/yanitlar/yanit7.html).
Andonian bu telgrafları ilk kez kendisinin ele geçirdiğini söylese de, telgraf metinleri daha önce 1919’da İngiltere’de Daily Telegraph gazetesinde yayınlanmıştır (http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/teror/talepleri.html).
İngiliz Dış İşleri Bakanlığı, gazetenin yayınları üzerine konuyu ‘güya’ soruşturmuş ve sonunda bu belgenin Allenby kuvvetlerince
Halep’te bulunmadığını, Paris’teki bir Ermeni grubunca icat edildiğini
iddia etmiş, kendi sorumluluğundan kurtulmaya çalışmıştır (British Public Recording Office, London, Arc.No. 373/9227/E 6429).
Telgraflara neden gerek duyuldu?
İstanbul’un işgalinden sonra, Ermeni katliamının sorumlularını cezalandırmak maksadıyla tutuklanarak Malta’ya sürülen Osmanlı aydın ve devlet adamlarının mahkeme kayıtları ve bu mahkemeler ile ilgili ABD ve İngiltere arasında yapılan yazışmalar da Osmanlının bir katliam yapmadığı açıkça görülmektedir.
Yine
aynı yazışmalarda, İngiliz devlet adamları garip bir şekilde Osmanlı
aleyhine kanıt bulunamadığına dair üzüntülerini belirtmektedirler.
Washington’daki İngiltere Elçisi 13 Temmuz 1921 tarihinde kendi Dış İşlerine gönderdiği yazıda (British Public Recording Office, London, 371/6504/8519) ‘Türkler aleyhine kullanılabilecek aleyhte hiçbir delil olmadığını bildirmekten üzüntü duyarım.
Hiçbir somut vaka yoktur. Türkler hakkında Majesteleri Hükümetinin
halen elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olacağı düşünülen
belge olmadığı gibi... ’ diyor.
Bu itiraf mektubu üzerine İngiliz Dış İşleri, Kraliyet Savcılığını göreve çağırıp ne yapılması gerektiğini sorar. Savcılığın yanıtı şöyledir: ‘Hiçbir
şahitten tutukluların suçluluğunu kanıtlayacak bir ifade alınmış
olmadığı gibi kanıt olarak öne sürülen belgelerin gerçekliği konusunda
kuşkular vardır...’ (29 Temmuz 1921, British Public Recording Office, London, Arc.No. 371/6504/ E 8745).
Tüm çabalara karşılık bizi lekeleyecek bir delil elde edemeyen İngiltere, bu üzüntü ve ‘başarısızlığı’ telafi gayesi ile öldürülen Ermeniler hakkında bir ‘devlet kararının’ olduğunun ortaya konulması ve
dolayısı ile ölümlerin soykırım olduğunun kabulünün sağlanması için
sahte belgeler hazırlar. Sonra, bu belgelerin güvenilirliği
sorgulanmaya başlanınca yukarıda anılan komisyon kurulur ve sahtecilik
kabul edilirken, sorumluluk Paris Ermeni cemaatlerine atılır..
İşte Mihayloviç’in (bizim
tarihçilerimizden beklenen ama bir türlü gerçekleşmeyen) bu
araştırmanın sonucu ortaya çıkardığı sahtecilik olayı... 90 yıllık
yalanın tamamıyla hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde çürütülmesi ve
düşen maskeler...
Sorular Sorular...
Öncelikle Almanya’ya,
telgraf yalanının hukuki statü kazanıp, doksan yıldır tepemizde
demoklesin kılıcı gibi sallanmasına sebep olanlara... Aram Andonian,
tüm belgelerin (telgrafların) gerçek olduğu iddia ederken; aldığınız
kararın hukuki olmaktan çok siyasi olduğunu hala itiraf etmeyecek
misiniz? Ya Andonian haklıdır hepsi gerçektir ya Andonian haksızdır hepsi sahtedir.
Katliam telgraflarının bir kısmının sahte bir kısmının gerçek olması
mümkün müdür? Konu ile ilgili İngiliz arşivleri belgelerin sahteliğini
açıkça ispat etmektedir.
Sonra Dış İşlerimize...
Neden bu konuda sessiz ve etkisizsiniz? (Her ne kadar kendisinin
ihtiyacı olmasa bile Ermeni yalanları ile mücadelede bir avantaj elde
etmeyi sağlamak üzere) neden Almanya’dan Talat Paşa cinayeti için bir karar düzeltmesi istemiyorsunuz?
En son ama en önemli soru Türk Tarih Kurumuna...
Kendi arşivlerimizi açmakta gösterdiğiniz başarısızlığı ve
beceriksizliği birde bu hayati konu ile ilgili İngiliz, Amerikan ve Rus
arşivlerinin incelenmesi için gösterirken hiç mi yüzünüz kızarmaz sizin?
Varoluş
sebebiniz bu araştırmaları yapmak iken, Ermeni soykırımı yalanları için
en önemli dayanak olarak gösterilen hayali Talat Paşa telgrafları
konusunda İngiliz Arşivlerinde yer alan belgeleri kitaplaştırıp,
dünyanın gözüne sokmamanın sebebi nedir?
Son söz McCarthy’den...
Bu önemli gelişme, Ermeni yalanlarına Mihayloviç’in cevabı, Türkiye’deki mevcut toz dumana karışıyor, güme gidiyor...
Bir fırsat kaçıyor...
Justine McCarthy’nin bir sözü ile bitirelim... ‘Türkleri
sevmek ve savunmak kadar zor bir şey tanımam... Türklerin haklarını
savunmak ancak Türklere rağmen yapılabilir, onlarla birlikte değil...’
Ermeniler
lonusunda davalı değil davacı olmalıyız... Bu düşünceyi desteklemek
üzere; Van, Zeve'de Ermenilerin katlettiği Türklere ait toplu mezar
kazısına ait Dr. Cevat Başaran'ın hazırladığı ön rapor 'konuk
yazarlarda' (http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?BlogId=7514&Web=myblog) yayınlanmıştır.